Tahkikî imanın mertebeleriİslâmın öngürdüğü imân; genel, taklidî, sathî, yüzeysel, gelenek ve göreneğe dayalı değildir. Müslüman, akıl ve bâliğ olunca, aklî delillere dayanarak İslâmiyete girer. İslâmın arzuladığı Müslüman tipi de, bir şeye körü körüne inanan, başkasını taklit eden bir tip değildir.
İmân; bir çekirdekten, tâ büyük hurma ağacına kadar ve eldeki aynada görünen misâlî güneşten tâ deniz yüzünde yansıyan güneşe kadar kademeleri, açılımları vardır. Ki, bin bir İlâhî ismin tezâhürleri, yansımaları ve diğer imân şartlarının kâinat hakikatleriyle örtüşen çok yönleri, basamakları, oluşumları, bağları bulunmaktadır.
Tahkikî, yâni gözlemleyerek, araştırarak ve muhakemeye dayanarak kazanılan imân; gerçekleri kavramak, anlamak, arkalarındaki esrârı çözmektir. Özetle, tahkikî denen gerçek imân-itikada; tahayyülden başlayıp, tasavvur ve taakkulden geçip, tasdikten sonra iz’ân, iltizam, teslim ve imtisâlin ardından ulaşılır. Bu imân, hem hareket ve bereket, hem enerji ve güç kaynağıdır.
Kesin (yakîn) bilgiye dayanan güçlü, sağlam, geniş, derin olan tahkikî, gerçek imânın da pek çok mertebe, derece ve basamakları bulunmakla beraber, “ilmelyakîn, aynelyakîn ve hakkalyakîn” gibi üç ana şıkta toplanır:
* İlmelyakîn (Kesin bilgi, ilim derecesinde imân): Tahkikî, gerçek imânın bu derecesi, kesin bilgi-ilimle elde edilir. Yâni, bilgi ve ilimle elde edilen sağlam bir inançtır. Meselâ, coğrafya ve haritalardan hareketle denizin varlığını bilmek, özelliklerini öğrenmek gibidir. İlmî seviyede bilmek olduğundan; vasıtası duyular ve akıldır. Bu imân mertebesi, çok delillerin, belgelerin kuvvetleriyle binler şüphelere karşı dayanır; iddialara dayalı şüphe ve vesveseler karşısında sarsılmaz, yıkılmaz, mağlup olmaz.
“İlmelyakîn” kelimesi Tekâsür Sûresinin 5. âyetinde “Keşke hakikati şeksiz şüphesiz bilseydiniz” mânâsında geçer.
* Aynelyakîn (Gözlem/görme derecesinde imân): Göz ile görüp şeksiz-şüphesiz bir bilgiden sonra sahip olunan imân türüdür. Gözlem ve müşahedelere dayanır. Yâni, denizi bizzat görerek onun hakkında bir kanaate, düşünceye, fikre sahip olmaktır. Bu imân tarzının da pekçok mertebeleri; Esma-i İlâhiye (Allah’ın en güzel isim ve sıfatları) sayısınca tezahür dereceleri, görünme ve ortaya çıkma durumları vardır. Bütün kâinatı bir Kur’ân gibi okuyabilecek dereceye1 ulaştıran sırrı, gücü taşır. Bu merhaledeki tahkikî imâna, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellîlerini müşahedeyle, yâni gözlemle ulaşılır.
Araştırmalar; görme duyusunun öğrenmeye tesirinin yüzde 75 (Bir başka çalışmada ise, yüzde 83); işitme duyusunun yüzde 13; dokunma duyusunun yüzde 6; koklama duyusunun yüzde 3; tad alma duyusunun yüzde 3 şeklinde olduğunu göstermiştir.2 Buna binâendir ki, Kur’ân; mütemadiyen kendi açılım ve müşahhaslaşmış simetrisi olan kâinatı gözlemleyerek incelemeye dâvet eder. “Aynelyakîn”, yine Tekâsür Sûresinde “gözle görmek” diye ifâde edilir. Bu kademenin vasıtası duyular ve bilhassa gözdür.
Dipnotlar: 1- Emirdağ Lâhikası, s. 91; 2- Doç. Dr. Leyla Özyürek, Öğretim İlke ve Yöntemleri, Ankara: Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları, 1983, s. 21.
Ali FERŞADOĞLU