Sayfa: 1 2 [3]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Kürsü  (Okunma Sayısı 940 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yönetim
*
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 981


« Yanıtla #20 : Aralık 15, 2008, 03:31:20 »

Vesvese hassas insanlarda olur  
 
Vesvese, tereddüt, kafa karışıklığı, itikatta ve amelde işin özüne aykırı mülahazaların hayale, tasavvura musallat olması demektir. Bu bazen itikatta ve ibadette olduğu gibi bazen de insanın aile hayatıyla alakalı meselelerde olabilir. 
 
Vesvesenin en tehlikelisi, akideyle alakalı olanıdır. Evet, inanılması gereken şeyler hakkında bazen kalbe bir kısım is-pas ve sis-duman gelebilir. Şayet insan, bunların ne mana ifade ettiklerini bilmezse zarar edebilir. Ama bunları, tıpkı içinde yağmur ve kar taşımayan boş bulutlar gibi görür ve uğrayıp gideceklerini düşünürse, ona ciddi zararı olmaz. O bakımdan vesvesenin iki yönü vardır: Birincisi, vesvesenin mahiyeti ve ona karşı davranışlarımız. İkincisi de vesvesenin insana niçin musallat olduğu meselesidir.

Vesvese bir yönüyle özellikle de hassas ve asabi ruhlarda onların ömürlerinin sonlarına kadar terakkilerine medar olabilecek bir zemberek mahiyetindedir. Saati çalıştıran zemberek gibi, vesvese de onları daima hüşyar (uyanık) tutar; sağdan, soldan, önden, arkadan.. yani bütün cihetlerden gelebilecek tehlikelere karşı insanı müteyakkız kılar.

Vesvesesiz insan, bazen kendini her şeye hâkim gibi görebilir ve akıbetinden emin gibi davranabilir. Ama vesveseli insan, karşısında dessas şeytanın, zalim ve gaddar bir nefis ve hevanın bulunduğunu düşünerek, her an nöbet bekleyen bir asker gibi uyanık durur. Bu yönüyle vesvese, insanda bir bakıma şeytanın vazifesini yapar ve Allah'a (cc) sığınma duygusunu tetikler.

Ayrıca insanda, ilhamı ve vahyi alabilecek, duyabilecek "mahbit-i ilham-ı ilahî"ye mukabil bir de şeytandan gelen şeyleri alabilecek "lümme-i şeytaniye" vardır. Bunlardan birincisi Din-i Mübin-i İslam'ın ruhuna uygun, insana ışık tutucu mahiyette ilhamlar, sünuhat, tulûat ve bütün bunların üstünde vahiy ve vahyin çeşitleri; diğeri ise insanı baştan çıkaracak, onun hayatını katıp karıştıracak şeytan vesveseleridir. Vesvese, lümme-i şeytaniyede, şeytanın müdahalesinin ve nefsi işlettirmesinin neticesinde meydana gelir.

Şeytanın müdahalesi sonucu olan vesvese, esasen insanı dikkatli ve uyanık tutar. Binaenaleyh insan, kendisi hakkında zararlı hale getirmediği müddetçe vesvesenin faydası olduğu da söylenebilir. Ancak bazen bir kısım asabi ruhlar, vesveseyi zararlı hale getirebilirler. Böyle bir insan, ümitsizliğe düşer, şeytanın ara sıra içine attığı vesveseler karşısında, "Artık ben mahvoldum." diyebilir ki işte böyle biri mağlubiyeti baştan kabullenmiş demektir. Ama karşı koyma güç ve iradesini, daha sonra da emniyetini kendinde hissettiği anda, ne cin ve şeytan, ne de vesvese ona zarar verebilir.

Yerinde sayan insana çok vesvese gelmez

Vesvese, daha çok iman mevzuunda terakki eden mü'minlerde olur. Yerinde sayan insanlara o, çok az musallat olur. İç âlemlerinde yükselen kimseler, yolun bazı noktalarında vesveseye maruz kalabilir, vesvese veren şeytanlarla yüz yüze gelebilir, onların manyetik alanlarında dürtülerinin tesirine girebilir.

Bazı kimseler, ruhun semalarına doğru yükselirken şeytan, onlara her menzilde tuzak kurar ve bekler. Hatta insanın ruhi terakkisi sayılan "seyr-i sülukte" her menzile girildikçe bazen şeytanın manyetik alanına da girilmiş olur. Şeytanın manyetik alanına girince de insanın kalbinde -tıpkı bulutun altına giren kimsenin, güneşin ışıklarıyla irtibatı kesildiği gibi- Allah ile münasebetin kopuşu söz konusu olabilir. Haddizatında bu hal gelip geçicidir, yağmursuz bir bulutun çekip gittiği gibi o da çekip gidecektir.

Müterakki olmayan kimselerde az görülen vesvese, Sahabe-i Kiram'da çok olurdu. Bir keresinde Sahabiler, Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselam)'e gelip, "Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor ki, normalde bunu söylemenin günah ve küfür olacağına inanıyoruz." diye sıkıntılarını bildirdiler. Allah Resûlü, "Gerçekten de bunları duyuyor musunuz?" diye onlara sordu. Onların, "Evet" cevabı üzerine de Efendimiz, "İşte bu imanın kuvvetindendir." buyurdular. (Müslim, İman 209; Ebu Davut, Edeb 118) Buna şöyle de bakılabilir; şeytanın arkasından tıpış tıpış gidene şeytan niye vesvese versin ki? Kim doğru istikamette gidiyorsa, o onunla meşgul olur ve onu baştan çıkarmaya çalışır.

Hadis-i şeriflerde anlatılan hususlar kadar emniyet telkin etmese bile, menkıbelerde anlatılan bir hadise vardır ki bu hususu aydınlatma adına anlatılabilir: Bu tür hadiselerin, aslından ziyade faslına bakmak lazımdır, diyerek nakledelim: Rahatına düşkün birisi rüyada şeytanı görür. Şeytan elinde pek çok iple bir tarafa doğru gitmektedir. "Nereye gidiyorsun?" diye sorar. "Mescitte bir kısım âbid ve zâhitler var. Bu gem ve ipleri başlarına geçirip onları iğfal edeceğim." cevabını verir. Bunun üzerine adama sorar: "Benim ipim hangisi? Şeytan: "Sen böyle yaşamaya devam ettiğine göre senin için ipe gerek yok; sen zaten rahat rahat arkamdan geliyorsun." diye cevaplar. Evet, şeytan ısrarla kendini ibadete vermiş müterakki kimseler için vesvese peşinde koşar. Bu bir menkıbedir ama bize önemli bir hususu anlatmaktadır.

Vesvese, daha ziyade hassas ve asabi ruhlara musallat olur demiştik. Evet, işte bu bakımdan kendisine vesvese gelmeyen herkes baş aşağı gitmediği gibi, her vesveseye maruz kalan da muhakkak müterakki ve yükseliyor demek değildir. Ancak durum ekseriya böyle cereyan etmektedir.

ÖZETLE

1- Vesvesenin en tehlikelisi, akideyle alakalı olanıdır. İnanılması gereken şeyler hakkında bazen kalbe is-pas ve sis-duman gelebilir. İnsan, bunların ne mana ifade ettiklerini bilmezse zarar edebilir.

2- Vesveseli insan, karşısında dessas şeytanın, zalim ve gaddar bir nefsin bulunduğunu düşünerek, her an nöbetteki bir asker gibi uyanık durur. Bu yönüyle vesvese, Allah'a (cc) sığınma duygusunu tetikler.
 
Logged

Yönetim
*
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 981


« Yanıtla #21 : Ocak 02, 2009, 13:35:10 »

Başka koruyanın olmamalı Ben sana yeterim

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) çok hassas ve duyarlı bir ruha sahip idi. Çevresine bakınca insanların bakışlarından onların içlerini okur; bakışlara göre insanları ve onların duygularını hisseder, olumsuz şeyleri sineye çekerdi.   
 
Zaten bu kadar hassas ve duyarlı olmasa idi onun için semâ âlemlerine kapı aralanması da mümkün olmazdı. O (sallallahu aleyhi ve sellem), fizik ile metafiziği birden duyan ve yaşayan bir ruha sahip olmakla beraber yarım adım atarak hemen öbür âleme geçebilecek derecede bir enginliğe sahipti. Bir yetimin ağlamasıyla ızdırap duyar, hatta bazen hıçkıra hıçkıra ağladığı da olurdu. Tabii mukavemet gereken yerde de mukavemetini gösterirdi. Üstad Bediüzzaman hazretlerinin de ifade ettiği gibi, zıt sıfatları nefsinde cem etmesi O'nun (sallallahu aleyhi ve sellem) engin bir yanı ve peygamberliğinin de deliliydi.

Gelin şimdi bu ölçüde yüksek bir duyarlılığa sahip olan o nebinin hayatının akışını gözden geçirmeye çalışalım: O hassas ruh (aleyhi ekmelü't-tehaya), çocuk yaşta iken yetimlik yaşamış, iki-üç yaşında iken annesinin kocasız dul bir kadın olduğunu derin derin içinde hissetmiştir. Hayatı boyunca da bu hisleri hep ruhunda duymuştur. Daha sonraki hayatı da uzun süre bir dedenin evinde geçmiştir. Bütün âlemin babası vardır, ama O (sallallahu aleyhi ve sellem) babasını daha doğmadan kaybetmiştir. Hayatı dört -veya daha kuvvetli rivayete göre altı- yaşına kadar böyle geçmiştir. Tam anasını idrak edip sıcaklığını ve okşamalarını duyacağı an o da ötelere göç etmiştir. Sekiz-on yaşına girince annesi gibi dedesi de O'nu bağrına basıp "evladım" deyince Allah, onu da huzuruna almıştır. Aslına bakılırsa bunların her bireri kendi çapında çok büyük değişik birer imtihandır. Bi'set-i seniyyenin 8. senesinde -ki bu seneye senetü'l-hüzn veya âmu'l-hüzn denmiştir- Cenab-ı Hak, Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) iki dayanağı sayılan Hz. Hatice'yi ve Ebû Talib'i de almıştır.

Bunların hepsi derinlemesine düşünüldüğünde her birinin ayrı dalga boyunda büyük birer imtihan ve ibtilâ olduğu anlaşılacaktır. Adeta Nebiler Serveri iç içe imtihanlar ve ibtilâlar yaşamıştır. Öyle ki sebepler açısından hiçbir hâmisi kalmamış ve sanki Cenab-ı Hak O'na fiilen: "Senin başka hâmin olmamalı. Ben sana yeterim. Sen sürekli "Hasbunallahü ve ni'me'l-vekil- Allah bize yeter, O ne güzel yardımcıdır." diyecek, sana inananları da arkana alacak ve onlara örnek olacaksın. Veyahut da "Hasbiyallâhu- Allah bana yeter" diyecek, tek başına bana dayanacak ve bana itimat edecek ve ruhunda sürekli bana teslimiyeti, tefvizi ve sikayı en âlî derecede yaşayacaksın." demektedir. Bu duyguyu bazen başkaları da ruhlarında derinlemesine hissetmiştir. Ahireti özleyip oraya gitme arzusu içlerinde tutuşunca bu hislerini mantıklarıyla baskı altına almış, ahirete tatlı tatlı yürümeye niyet etmişken geriye durmuş, şahsi kaderlerine razı olmuşlardır.

Hassasiyeti O'nun için büyük ızdırap vesilesiydi

Son olarak Allah Resûlü'nün hayat-ı seniyeleriyle alakalı bir hususu daha arz etmek istiyorum. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), arkadaşlarına öyle alışıktı ki, vefat-ı seniyelerine bir hafta kala başını kaldırıp ashabına bakmış, sonra tekrar başka tarafa çevirmiş ve ağlamaya başlamıştı. Daha sonra da bu hareketini tekrarlamıştı. Çevresiyle bile bu kadar alakadar olan ve onlara karşı derin bir alaka duyan bir insanın ne derin bir hassasiyete, ne engin bir duyarlılığa sahip olduğu her türlü açıklamadan vârestedir. Fazla söz zait, konuyu sizin idraklerinize havale ediyorum.

O (sallallahu aleyhi ve sellem) bu duyarlılık içinde oladursun bir gün etrafına gelip giden insanların ciddi tehdit altında olduklarını ve yanına rahat bir şekilde sokulamadıklarını görüyor; görüşmeler sağda solda hep kaçamak gerçekleşiyor. Bu durumda O (sallallahu aleyhi ve sellem), üç-beş kişilik meclisler teşkil edip onlarla yetiniyordu. O zamanlar hiç olmazsa eve döndüğünde de derdini dinleyecek ve kendiyle manevi alışveriş yapacağı, ufkuna göre bir zevcesi vardı. Ne var ki Allah (celle celaluhu), onu da elinden alınca sekiz-on (veya on-on beş) yaşlarındaki yetim çocukları ile baş başa kaldı. Bu arada onların en büyükleri olan Zeynep ve Rukiye kocaya gitmiş de olabilir. Valideleri vefat edince bütün dayanakları ve destekleri gitmiş oluyordu. Bunun ne derece zor bir hadise olduğunu ancak böyle bir durumu kendimiz bizzat yaşayarak anlayabiliriz. Dışarıda O'nu tehdit eden bir şiddete mukabil, alışık olduğu evde yalnızlığın O'na (sallallahu aleyhi ve sellem) verdiği ızdırabın derinliğini de varın siz kıyas edin. İşte Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bu ölçekte sıkıntılara maruz idi.

Allah O'na bu tür imtihanları tattırıyor ve daha ağırlarına hazırlıyordu. Evet, O (sallallahu aleyhi ve sellem) daha hayatta iken çocuklarının ölümlerini görecekti. Zira O, arkadan gelen insanlara her hususta bir rehberdi. O'nun yolundakiler de aynı şeyleri çekeceklerdi. Ancak, bu kadar imtihana karşılık Efendimiz, hiçbir zaman feryad ü figan etmemişti. Bu gibi hadiselerin o ölçüde hassas bir ruhta nasıl tesir icra ettiğini ve sinesinde nasıl duyulduğunu Allah Resûlü'nün hassasiyeti içinde aramak ve anlamak lazımdır.

ÖZETLE:

1) Efendimiz çevresine bakınca insanların bakışlarından onların içlerini okur; bakışlara göre insanları ve onların duygularını hisseder, olumsuz şeyleri sineye çekerdi.

2) Allah Resulü, fizik ile metafiziği birden duyan ve yaşayan bir ruha ve yarım adım atarak hemen öbür âleme geçebilecek derecede bir enginliğe sahipti.

3) Efendimiz, hayatta iken çocuklarının ölümlerini görecekti. Zira O, arkadan gelen insanlara her hususta bir rehberdi. O'nun yolundakiler de aynı şeyleri çekeceklerdi.


Logged

Sayfa: 1 2 [3]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
GoogleTagged

SidreForum Google Arama
Kürsü
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
dünyanın en güzel tablosu İslâmda Aile ve Aile Hayatı ege 0 383 Son Mesaj Nisan 30, 2008, 16:39:33
Gönderen: ege
ÖLÜME DAİR GÜZEL SÖZLER Genel ebrar 0 438 Son Mesaj Mayıs 28, 2008, 22:34:31
Gönderen: ebrar
Ah vefa!!! Eserleri ve Yazıları Sükûtun Çığlıkları 1 225 Son Mesaj Ağustos 11, 2008, 13:40:37
Gönderen: yeniden_dogu
oruç nefse verilebilecek en güzel terbiyedir İbadet ebru. 0 150 Son Mesaj Ağustos 28, 2008, 13:32:03
Gönderen: ebru.
sizlerde bu anlamlı güzel sözlere katılmak istermisiniz..* Resimler kırık mızrap 3 28 Son Mesaj Aralık 30, 2008, 14:40:22
Gönderen: kırık mızrap

||| Etiketler |||
zaman kürsü