Offline
|
 |
« : Ağustos 09, 2008, 18:01:40 » |
|
O iyi adli, iyi şanlı padişah, bir gece tahtında otururken damda bir tıkırtı, hay huylar duydu. Sarayın damında sert sert adımlar atılıyordu.
- "Kim acaba bu densiz?.." derken içinden, başını dışarı uzatarak. - Kim o ? Diye seslendi. Bu herhalde peri olmalı. Yoksa insandan kimin haddine düşmüş, bu saate sarayın tepesinde gürültü etmek!...
O zamana kadar hiç görmediği bir bölük halk damdan başlarını uzatarak dediler ki:
- Kayıbımız var, gece vakti onu arayıp duruyoruz.
Ibrahim Edhem: - Ne arıyorsunuz? Dedi.
- Develerimizi, dediler. - Damda deve arandığını kim görmüş, diyince Ibrahim Edhem;
- Peki... öyleyse sen taht üstünde oturup padisahlik ederken, Allah’i arayıp bulmayı nasıl umuyorsun?.. dediler.
İste bu oldu!.. Bundan sonra Ibrahim Edhem’i kimse görmedi. Peri gibi insanlarin gözünden kayboldu. Aslında halkın önündeydi ama, mânasi gizli idi. Zaten halk sakaldan, hırkadan başka neyi görür ki?.. Kendi gözünden de kayboldu, halkın gözünden de!.. İste ondan sonra Zümrüdüanka gibi alemde meşhur oldu. Hangi kusun cani Kafdağı’na geldiyse, bütün âlem onu söyler, ondan bahseder!...
Mesnevi:4.Cilt. Sayfa:68-69
|